Emekli Albay

No man is an island, Jack

Adalı olmanın ya da adada yaşamanın getirdiği tuhaf bir duygu olur. Bu duyguyu anlamak için, amiyane ve klişe tabiriyle onu yaşamak gerekir, ancak ben yine de tadından ucundan biraz anlatmak istiyorum. Hayatımın belki de en güzel yıllarını geçirdiğim Heybeliada’nın, bir insan olarak benim hikâyemde bıraktığı yer öylesine ayrı ki, başka bir yere gittiğimde ilk özlediğim, aklıma ilk gelen yer burası oluyor. Yılmaz Erdoğan’ın bir zamanlar o çok sevdiğim dizelerindeki gibi, ben ne zaman bir yerde yaşasam, hâlâ Heybeliada’yı aldatıyorum.

Devamı »

Yetişmeğe çalışmanın telaşından oluyor bütün bunlar

Ben başlarım. Ben bitiremem. Uzun bir cümle kurmaya çalışıp da yarısında yorulan anlam. Ben adımdan kısayım. Ben gölgeme basarım. Kaçmak için değil, yetişmek için koşarım ben. Bir yere bu yüzden gidemem. Ben yapmam, ben olurum. En kolay zenginliklerin peşine düşüp zor bir yoksul olurum. İnsan düşmeye bir kere başladığında, yerin hesabını da yapmaya başlar yoksa kimseye sormaz daha önce bu çukur nereye gidiyor diye. Sonra tutup başlamadığı şeyleri bitirir sırf başlamasın diye. Kimseyi anlamamak her şey için iyi bir başlangıçtır, herkesi anlıyorsan bitmiştir usta. Başladığım şeyi bitirirsem, kendi üzerime kapanırım ben. Kapanır bir anlam etmem. Sonra gittiğim her yer, bulunduğum yer olur. Bu yuvarlaklık. Hiç bitirmem ben.

Devamı »

Hayır, gecekondu değil, üç katlı ahşap bir ev

Böyle görünüyordu her şey bir zamanlar:

Yurdumuzun semalarında ağır bir hava esiyor. Olric.

Geçen gün yayınevindeyken bir şeyler dinliyordum. Karışık. Bir şarkı çıktı, durup dururken, aklımın kıyısından köşesinden arındırdığım bir yere gidiverdim. Tek bir şarkıyla. Tek bir şarkıyı, ben o âna demirlemişim. O şarkıyı duymamla birlikte maddeten koltuğumda oturuyor olsam da, mânen oraya gidiverdim. Tüm gerçekliğiyle. Sonra tüm hayatımdan böyle tek şarkılarla özet çıkarabilir miyim diye düşündüm. Çok yer etmişlerini hemen hatırladım. Kaydı olsun diye de yazmak istiyorum.

Devamı »

Muhakkak gelmelisiniz: Yalnızlığınızı gün ışığına çıkarmalıyız

Acının sınırına kadar yürüyen ve sonra birdenbire, kimseye sormadan sağa dönen sen insan, kendine çekidüzen ver biraz. Geçen gün yolda yürüyorum, yol çok garipti yürüdükçe insanın yürüyesi geliyordu. Ben karşıya geçeceğime, güzel kız benim yanıma geldi. O gelince apartmanlar, dükkânlar, neyse işte kavheci amca, ben senden durduk yere çay istemem, kırmızı nedenler olmalı. Sonra kapıcıların bıraktığı çöpler de geldi. Biz bu hengâmede çok şeyler kaybettik. Yani kaybetmişiz de, hengâme bizi bunları hatırlattı. Biri, dedik, çıksın da bizi yeniden başlatsın. Başlattığı yerde de yeni kurallar yazsın. Trafik ışıklarında kimin duracağına dair, kimin gideceğine karar verilsin. Yeşili gören sola dönsün, sarıyı gören acı çeksin. Geçen gün yeni bir dünya yaratıyorum, dünya öyle garipti yaşadıkça insanın ölesi geliyordu.

Devamı »

Kimse bir yolunu bulmadı albayım

Bak, insan bu bakmayla bir şey görmez. Sen bildiğin oyun oynuyorsun. Sevmek için akıl, matematik için kalp arıyorsun. Buna bir adalet bulamayız. Buna tüm insanlığı inandıracak bir doğru bulamayız. Bak, insan beğenmemek için film seyretmez. Böyle olmaz bu işler, yorulduğunda anlarsın, o zaman da ömrün geçer. Yaşlanır kalırsın, etinde diş damağında tat kalmaz. Sevmemek böyle bir şey değil, bir kere başlaman lazım. Yani herhangi bir yerinden. Sevmemeye bile severek başlaman gerek. Böyle kaçmak, böyle susmak, böyle kaçınmak bizim işimiz değil. Görmek için baktığında görünenlerin dünyası bu. Bu kadar asır boşuna geçmedi. Bir bildiği var herkesin. Herkesin var bir bildiği.

Devamı »

Çok Uzakta Nikaragua – Öykü kitabım

Merhabalar

Yıllardır bastırmak için uğraştığım kitabımı ne yazık ki hiçbir yayınevinde bastıramadım. Ben de, bir şekilde sizlere ulaştırmak istediğim için siteme koymak istedim. Buyurun. İyi okumalar.


Çok Uzakta Nikaragua

İndir

Sen bütün emekli albayların ümidisin Hikmet

Uzun bir süredir içimde bir boşluk duyarak uyanıyorum sabahları. Bütün gün bunu doldurmak için çabala dur sonra. Olmuyor hâliyle, anlaşamadığım bir kavgayla baş edip durmaya çalışıyorum tüm gün. Hayır insan düşmanı bilince mevzisini de ona göre ayarlar, ama böylesi de değil. Bir saat sonrasını çalıp şimdiye getirmek istiyorum çünkü hem bir saat sonrası çok uzak geliyor hem de şimdi pek bir anlam ifade etmiyor. Ya yapılacak çok iş olması sinirimi bozuyor ya da yapılacak hiçbir iş olmaması. Sadece uyanmış olmak için uyanmak insana aptal bir görev duygusu veriyor. Böyle olunca yataktan kalkmayı da istememesine rağmen, insan yataktan kalkmamak için bir sebep bulamıyor kendine. Kendini kandıramayacak kadar dürüst olmak pek yoruyor. Mesela acıktığım için değil de vakit artık geç oldu diye yemek yiyorum ya da artık biraz dışarı çıkayım diyorum çünkü uzun zamandır koltukta oturup hiçbir şey yapmadım. Tatlıdan başka bir şey yemek istemiyorum. İçimdeki sıkıntı katılaşıp dışarı çıkacakmış da bana arkadaş olacakmış gibi geliyor. Bir isteğimi bir yerden alıp başka bir yere kaldırıyorum, sonra oraya uymadığını görünce sıkılıyorum. Sonra aslında hiçbir şey istememiş olduğum gerçeğini fark ediyorum. Her şeyi, var olanı sürdürme uğraşına uysun diye yapmışım gibi geliyor. Pencereyi açıp herkese “Bi’ on dakika durun lütfen,” diye bağırasım geliyor. İnsanlar dursun ve birbirine baksın istiyorum, şimdi ne olacak.

Devamı »

Hayatım, ciddiye alınmasını istediğim bir oyundu

V

Bir yere trenle gitmenin bir anlamı vardır Ali. Aynı yere otobüsle, arabayla, uçakla veya yürüyerek de gidilebilir elbette, ama o zaman sadece belli bir zaman aralığında bir yer değiştirilmiş olur. Delta iks. Oysa insan bir trene bindiğinde, şimdi senin ve şu karşında uyuklayan gencin yaptığı gibi, elbette bir yere gitmek ister, ama tren bunun için fazla büyüktür. Mesela, hayat da yaşamak için fazla uzundur Ali. Bu nedenle insan bir trene bindiğinde, bir yere gitmek dışında bir yerden gitmeyi de başarır. Bir otobüste, bir uçakta bunu yapamazsın çünkü tüm varlığın, varacağın o noktaya kilitlenmiştir. Dardır Ali, seni götüreceği yere bir an önce götürmesini istediğin o bunaltıyı yaratan bir darlık. Seni takip etmeye başladığımız o gardan beri sen sadece bir yere varma hevesiyle hareket etmiyorsun. Sadece senin boyutlarında bir makine yaparak da seni buradan Diyarbakır’a gönderebilirdik ve bunda başarılı da olurduk, ama senin ya da bu mânâsıyla trenle yolculuk eden insanlarımızın istediği şey sadece bu değil. Hiçbir zaman bu olmadı. Sen Ankara’dan da aynı hevesle ayrılıyorsun. İnsan trende sadece vuslatı değil, hasreti de düşünür Ali.

Devamı »

Sen bir saksı çiçeğisin Turgut Özben

Çok farkın vardı ötekilerden. Makarnayı ikiye çok iyi bölerdin mesela, kimsenin sevmeyeceği kedileri ve atları severdin, insan seninle zamana değil de en çok Beşiktaş’a yenilirdi. Ölmek için savaş verenlerden olmadın, ne bileyim bir silahı ateşleyecek olsan, içine saçma sapan bir sürü şey doldururdun, ki bir kere attığında gücünle birlikte her şey gitsin uzaklaşsın, çok farkın vardı ötekilerden, insana sevmeyi usul usul öğretirdin. Senin baktığın yerlerden daha önce kimse geçmemişti, daha önce kimse geçmediği gibi oralardan da kimse gelmiyordu, sen kendine ve bana az bir nüfus, sağ salim bir gelecek kuruyordun. Kimsenin anlamaması problem değildi, ikiyle iki birbirinden hiç çıkmıyordu.

Devamı »