tumblr analytics

Christian Horner’ın psikolojisi

Kimin söylediğini şu anda tam olarak hatırlamıyorum, ama Formula 1′deki rekabetin doğasını çok iyi yansıtan bir alıntı yapacağım anonim birinden (Geçen sene Brawn zaferlerinin başladığı zamanlarda Ross Brawn’dan duymuş olabilirim). Denir ki, Formula 1′de ilk galibiyetinizi aldığınızda padoktaki herkes gelip sizi tebrik eder, ama ikinci galibiyeti de alırsanız artık size çelme takmaya uğraşırlar.

Geçen yıl Brawn’ın, son anda şampiyonaya dahil olmasında McLaren’in, Mercedes motoru kullanması için Brawn’a izin vermesinin büyük payı olduğunu bilen bilir. İşte McLaren’in bu jesti, bu alıntıyla vurgulanan o “ilk zafer sempatikliği”nin bir izdüşümü. McLaren, Brawn’ın bu kadar hızlı olabileceğini tahmin etseydi, inanın o motoru Brawn’ın kullanmasına izin vermezdi, tıpkı Red Bull’un Mercedes motorunu kullanmak istediğinde o izni vermemesi gibi.

Padoktaki bu baskı geçen yıl Ross Brawn’da ve Brawn GP’nin ilk ve tek otomobili BGP 001 üzerindeydi. Çift katmanlı difüzör nedeniyle neredeyse tüm takımlar (elbette bu sistemi kullanan Toyota ve Williams hariç), Brawn’a karşı cephe almış ve takımı protesto ederek konuyu FIA Tahkim Kurulu’na kadar taşımışlardı. Brawn’ın yarış kazanan bir otomobile sahip olması, elbetteki rakiplerini, bunu durdurmak için yapılacak her türlü eylemi yapmaya itmişti. Şimdi bu baskının bir benzerini Red Bull ve dolayısıyla takım patronu olan Christian Horner hissediyor. Christian Horner’daki bu psikoloji değişikliğini sezon başından bu yana gözle görülür bir şekilde takip edebiliyorsunuz.

İlk emareleri, sezonun başlamasına birkaç hafta kala almaya başladık aslına bakarsanız. Christian Horner, McLaren’in testlerde kullandığı F-duct sisteminin, aracın düzlük hızını ciddi bir biçimde artırdığını ve bu konuda FIA’dan konuya bir açıklama getirmesini istediklerini belirtti. Protesto etmeyeceklerini, ama Ferrari’nin bu konuda kendilerinden çok daha ateşli olduğunu söylemeyi de ihmal etmedi. Bu açıklamanın hemen ardından McLaren, söz konusu sistemin FIA ile yakın temas hâlinde olunarak tasarlandığını ve yasallığından kesinlikle şüphe duymadıklarını belirtti. Ardından Ferrari de, bu sistemle ilgili olarak FIA’ya herhangi bir protesto yapmayacaklarını söyledi. Bu durumda Red Bull ve Horner, hem Ferrari adına konuşarak bir gaflete düşmüş oldular hem de okların kendilerine dönmesine neden oldular. McLaren’in, karşı atağını görmek için fazla beklememize de gerek kalmadı.

Avustralya GP’sinden önce ve sonra McLaren sözün tam anlamıyla Red Bull’u üç koldan sararak tam bir taarruza girişti. Önce Martin Whitmarsh, bu yarışın sıralama turlarında 4. sıradaki Jenson Button’ın, pole pozisyonu sahibi Sebastian Vettel’den 0,7s yavaş olması nedeniyle, Red Bull’un bir şekilde sürüş yüksekliği ile ilgili olarak önemli ve belki de yasal olmayan bir avantaja sahip olduğunu iddia etti. Whitmarsh, duygularını şu şekilde dile getiriyordu:

Görünüşe bakılırsa Red Bull ve diğer bazı araçlar (Burada Ferrari’yi kast ediyor), sıralama turlarına, normalde yakıt koyulduğunu da düşündüğünüzde olabilecek yükseklikten çok daha düşük bir sürüş yüksekliği ile çıkabiliyorlar. Tahmin edersiniz, biz de böyle bir sistemi hayata geçirmeye çalışıyoruz. Sebastian Vettel’in Red Bull’u sıralama turlarında başka bir dünyadaydı. Bu araçtaki sistemi, biz de Çin GP’sine yetiştirmeye çalışıyoruz.

Whitmarsh’ın yasal olmadığını iddia ettiği sistem şu şekilde işliyor: Otomobiller, sıralama turlarına başlamadan önce araçlarının ayarlarını yapıyorlar ve yarış başlayana kadar da bu ayarları değiştiremiyorlar. Şayet değiştirmeleri gerekirse, yarışa pit yolundan başlamak zorunda kalıyorlar. Sürüş yüksekliğini etkileyen ayarlardan biri olan süspansiyon ayarları, bu tartışmanın da odak noktasını oluşturuyor. İddialar göre Red Bull, sıralama turlarına başlarken aracını yere olabildiğince yaklaştıracak ve dolayısıyla yere basma gücünü artıracak bir süspansiyon ayarı yapıyor. Yarışa başlamadan önce deposuna 160kg yakıt eklendiğinde de, aracın tabanının yere değmemesini önlemek için, süspansiyonları önceden “aktif” olarak ayarlamış olacak ki, süspansiyonlar aracın yere değmesini önleyebilecek. Böylece, sıralama turları ile yarış arasında aracında herhangi bir ayar yapmadan, her iki durum için en optimum süspansiyon ayarını sağlayabilecekler. Ancak Red Bull, bu iddiayı duyduğu andan itibaren, böyle bir sistemi kullanmadıklarını sistematik olarak yineledi. Hattâ araçlarının FIA tarafından da kontrol edilmesine önayak oldu. Bunun üzerine Malezya GP’sinde Red Bull aracı muayeneden geçti ve temiz raporu aldı. Hattâ bu yarıştan sonra FIA, tüm takımlara faks göndererek, sürüş yüksekliğini değiştirmek için süspansiyonlarda yapılacak her türlü kontrol işleminin yasak olduğunu ve bu yüzden de bu sistemlerin yasal olmayacağını takımlara duyurdu. McLaren, bu kural aydınlatmasından sonra söz konusu sistemle ilgili geliştirmesini durdurduğunu açıkladı ve böylece bu kargaşa noktalanmış oldu. Red Bull’un da gerçek anlamda hızlı bir araca sahip olduğu açığa çıktı.

McLaren’in Red Bull’a karşı başlattığı bu savaşın diğer bir ayağını ise sürpriz bir isim yükleniyordu: Ron Dennis. Hatırlayacaksınız; Sebastian Vettel, Bahreyn GP’sini lider durumda götürürken birden yavaşlamaya başlamış ve üç sıra birden kaybederek dördüncülüğe gerilmişti. Yarışın sonlarına doğru herkes Vettel’in dördüncülüğü de kaybedeceğini düşünüyordu, ancak Vettel, nereden bulduğunu kimsenin anlamadığı bir süratle bu yerini korudu. Hattâ yarışın son turlarındaki zamanları oldukça da rekabetçi düzeydeydi. İşte bu durum, Dennis’in gözünden kaçmamış olacak ki, Avustralya GP’si öncesinde şöyle bir çıkış yaptı:

Tur dereceleri o kadar hızlı bir şekilde düşüyordu ki, tek mantıklı açıklama, elektronik kontrol birimi (ECU)’nin, yakıt tasarrufu yapmak için tutumlu moda geçmesiydi. Red Bull’un asıl sorunu tasarımdan kaynaklı olabilir. Yakıt deposu çok küçük ya da yakıt tüketimi, tahmin ettiklerinden daha yüksek.

Bu sözler üzerine Horner’ın yanıtı elbette gecikmedi. Biraz da alaylı bir şekilde verdiği yanıt şöyle:

Sanırım yaşlılıkla birlikte gelen sorunlardan birisi de, duyma yetisinin zayıflaması. Ron motordan gelen garip sesleri duymamış ve diğer aracımızın, yarışı normal bir şekilde bitirdiğini de görmemiş olmalı. Yaşadığımız problemin yakıt deposuyla ilgisi yok. Dediğim gibi sorun ateşleme bujisinden kaynaklandı. O kadar.

Red Bull’un üzerine yüklenen bir diğer isim de Lewis Hamilton’dı. Avustrala GP’sinin öncesinde, Mark Webber’in bir yıl sonra Formula 1′den çekilebileceğini iddia etti. Webber’in bu sezon şampiyon olma olasılığının yüksek olduğunu ve bunu gerçekleştirirse, en tepede bırakmak için yıl sonunda Formula 1′i bırakabileceğini söyledi. Elbette bu şutu da kale direkleri arasında karşılayan kişi Horner oldu. Bu kez, toplu hücuma karşı toplu savunma taktiği uygulayarak:

McLaren’de gerçekten komik şeyler oluyor. Lewis, Mark’ın menajerliğini üstleniyor; Ron, bizim yakıt problemimiz olduğunu söylüyor ve şimdi de Martin, sürüş yüksekliği sistemimizden bahsediyor.

Bütün bu suçlamalar ve bel altı oyunlar Horner’ın canına öyle bir tak etmiş ki, Sebastian Vettel’in müthiş bir pole pozisyonu kazandığı Çin GP’sinin sıralama turlarının sonunda, telsizden Vettel’i kutlarken, arada da lafını sokmuş ve, “Kim ne yapsın sürüş yüksekliğini?” diyip bir anlamda McLaren’e ve tüm takımlara da ağızlarının payını vermişti. Sıralama turlarının sonunda, Horner’a, bunu söylemeyi planlayıp planlamadığı soruldu ve o da, “Hayır planlamamıştım. Planlamış olsaydım büyük ihtimalle söylemezdim,” dedi. Yarışı McLaren’lerin 1-2 yaparak kazandıklarını düşündüğünüzde, bu tür söylemlerin insanı bazen komik durumlara düşürebileceğini takdir edersiniz. Horner da sanırım, böyle bir duruma düşebileceğini fark ettiğinden, “planlasaydım, söylemezdim” dedi, ne yazık ki geçmiş oldu.

Burada asıl önemli nokta, Horner’ın, üzerindeki bu baskıyı kontrol etmekte ciddi biçimde zorlanması. Duygularını kaybetmeye başladığı an, şampiyonadaki avantajlı konumlarını da kaybetmeye başlayacaklardır. Bu yüzden Horner’ın kendini toparlaması ve her iki şampiyonayı da kazanabileceklerini çok çok iyi bildiği bu sezon boyunca yalnızca kendi işine odaklanması gerekiyor. Çin GP’si sonrasında yaptığı, “Yarış kuru hava şartlarında olsaydı bize kimse yetişemezdi,” tarzı ifadeler, Red Bull’un ve Horner’ın imajlarını zedeliyor; onları, çaresiz bir durumdalarmış gibi gösteriyor. Ne yazık ki yarış kuru zeminde olmadı ve Formula 1′de şu-olsaydı-bu-olsaydı tarzı sözlere pek yer yok. Christian Horner’ın üzerinde çok büyük bir baskı olduğu kesin. Önemli olan, takımı yönetmesinin yanı sıra kendisini yönetmeyi başarabilmesi. Büyük takım olmak ve büyük bir takımı idare etmek için gerekli özelliklerden biri de bu.

Yazar hakkında
1981 Ankara doğumlu. Çevirmen.
Yorum gir

Lütfen adınızı girin

Gerekli

Kullandığınız bir e-posta adresi girin

Gerekli

Lütfen iletinizi yazın

efBir © 2012 Hiçbir hakkı saklı değildir

Designed by WPSHOWER

Powered by WordPress