Kusura bakmayın derim: hiçbir işi sonuna kadar götüremiyorum, başarısızlığı bile.
Ben bir şeye başladığımda onu bitiremem. Sona erdiririm ya da iptal ederim ya da bile bile sonuna getiririm, ama hiçbir zaman bitiremem. O daireyi tamamlayamam. Bir sonraki ya da bir önceki adımı düşünmekten, attığım adımı doğru dürüst atamam. Bu yüzden de bir yere gidemem, bir şey olamam. Adam olamamamın da, bir yere yerleşemememin de, bir işin ucundan tutamamamın da sebebi hep bu. Geçmişte bir yerlere geç kaldığımı düşündüğüm için, şimdi bütün meşgalem bir yere yetişmek. Bu uğraş öylesine yoğunlaşıyor ki sonra, nereye geç kaldığımı unutup nereye koştuğumu da fark edemiyorum. Ortada yorgun bir koşuşturmaca, karmaşa kalıyor. Her yürüyüşten sonra yorulmanın sorunu bu. Bazıları için spor, bazıları için mutluluk; ben hep yetişmek için yapıyorum ne yapıyorsam. Bezginliğim de bundan hep.
Hayatın ne zaman bittiğini bileceğim, ama kaç yaşında başladığını hiç bilmeyeceğim sanırım. İlkokulda günlük gazeteyi alma görevi bana geldiğinde gazeteyi unuttuğum gün mü, yoksa ortaokulda tarih dersinden önce tahtaya Ders: Konu: yazma görevini gönüllü olarak aldığım zaman mı. Görevimi kimin belirlediğini bilmiyorum, buna uymak için neler yaptığımı bilsem de. Uzun yıllar doktor olacağımı söyledi babam. Sonra mühendis olmam gerektiği konuşuldu. Yaşım geldiğinde bir arabam, bir ehliyetim olmalı ve bir kadınla kırmızı bir odada ne yapıldığını bilmeliydim. Yirmi yaşında mıydım kendime ait ilk görevi kendime verdiğim zaman? O kadar büyük müydüm yoksa bu kadar küçük müydüm? Ne zaman dedim kendime, “Hadi Ali, galiba biraz geç kaldın.” Sanırım bu soruyu ilk ne zaman sorduğumu bulabilirsem, o zaman hayatımın da başlangıcına gitmiş olabileceğim. Başlangıcın ne olduğunu tam anlamayınca, neyi bitirmen gerektiğini de bilemiyorsun. Benim durumum budur belki.
Ben galiba çok yalnız bir insanım. Kimse beni sevmediği, ailem olmadığı ya da arkadaşlarım olmadığı için değil. Ben kendimi koyacak bir yapboz bulamadığım için yalnız olduğumu hissediyorum. Kendime göre, kendime yakın sadece. Bir anlamda koruma güdüsü de denebilir. Biri çıkıp benden önce o başlangıç noktasını, o kerteriz noktasını çıkarıp beni çıplak bırakabilirmiş gibi. Çünkü şimdi kendime bir yol bulmuş gibi yapıyorum, çünkü bu beni iyi hissettiriyormuş gibi davranıyorum, bunun yıkılmasını istemeyebilirim. Yıkılması demek, her şeye yeni baştan başlamak, başka bir koşu ritmi tutturmak, bunlar olmazsa, koşmayı da bırakmak anlamına gelebilir. Başarısız ölümler. O çemberleri bir türlü tamamlayamayacağımı biliyorum. Birini kapamadan diğerine geçeceğimi, kapamadıklarımdan bir sürü şeyin döküleceğini ve bunlarla baş etmem gerekeceğini biliyorum. Bunu en baştan değil, ortasında bir yerinde kabul ettim. Her şeyin zorluğu ve korkaklığım da bu yüzden. 20 yaşımdayken bir komite gelip bana, “Ailen seni dünyaya getirirken fikrini almadı, ama biz devlet olarak sana bir şans veriyoruz. Geri dönmek ister misin? Yaşamaktan memnun musun?” diye sorsaydı, pek düşünmezdim bir yanıt bulmak için. Kemerleri sıkıca bağlardım.
Sevgili insan,
Bugünden itibaren yaşamın size göre bir uğraş olmadığına karar verdiniz ve bize başvurdunuz. Sizin fikriniz alınmadan size verilen hayatı, devletimizin yaptığı çalışmalar neticesinde, sizin fikrinizi alarak sizden almaya muktediriz. Bize bildirdiğiniz görüş, çektiğiniz üzüntüler, mutsuzluklarınız, tamamlayamadıklarınız, üzdüğünüz insanlar ve çözemediğiniz denklemler göz önünde bulundurularak, yaşamış olduğunuz 20 yılı geriye alıyor ve bundan sonra yaşamak isteyen, sizin seçtiğiniz yaşlı bir insana iade ediyoruz. İade ettiğiniz 20 yılın hatıralarını, varsa başarılarını, sevgilerini ve iz bıraktığınız tüm insanları söz konusu kişiye aktarmayacağız. Dilerseniz, bu insanların sizi hiç hatırlamamasını, hiç olmamışsınız gibi davranmalarını sağlayabiliriz. Bunun ek ücrete tabi olduğunu belirtmek isteriz.
Sevgili insan,
Varlığınızın geriye alınma işlemi, bir diş çekimi kadar sürecektir. Bittiğinde, kendinizi hiç olmamış kadar yok hissedeceksiniz. Üzerinizdeki yılgın yorgunluk, yerini bir meltem esintisine bırakacak. Adınız, hiç var olmadığı gibi, bundan sonra da var olmamaya devam edecek. Yokluğunuz, uzun bir süre alacak ve kimse bunu fark etmeyecek. Tamamsanız, başlayabiliriz.
Şahitlerin huzurunda, olmamaya hazır mısınız?
şahidin olurum albayım eğer bir zamanlar yaşadığını bir ben bileceksem.
O zaman gereği düşünülsün, aylak.