Olmuyor; düşünce suçları, kaçamaklar artıyor
Kuru fasulye yiyerek süper kahramanlık yapan şişman bir adama gülen insanlardık biz, onun da bizlerden bir farkı yok. Sokağın başından eski püskü bir taksinin mıcır yolda gidişi gibi yalpalaya yalpalaya bir inişi, onu kızdıran cemi cümle esnafe sunturlu ve dahi kimsenin aklına gelmeyen en harbici en kıymetli en lan-dalyarraklar-sike-sürecek-akıl-yok-sizde malümatfuruşluklar en bir abla tavrı, hakiki Beşiktaşlılığı ki hazretlerin hiçbir maçını seyredemeyecek kadar kanı deliliği, hepsi birlikte bizim mahallenin biricik kadın adamı Ulveto Abla.
Beşiktaş’ın MAF’lı kadrosunun güvenilir beki Ulvi Abisinin ve yunmaz yıkanmaz Brezilya tutkusunun alametifarikası Ulveto Abla. Bu dünyada birileri istediği gibi yaşıyor diye bu hayatı yaşamak zorunda kalmış gibi yürür yolda, sokakta maç yapan çocukların akını bitmeden öldür allah geçmez o maçın ortasından, kaldırıma çıkar sabilerin golünü izler, sonra baktı çocuklar bir gol için birbirini yemeye başladılar, Âdettindir dalyarraklar, diyip onlara karışmadan yoluna devam eder, kime dediğini kimse bilmez kimse de sormaz kime dedin diye, kimi kimsesi kendisi, gider önemsiz gramajda bir kıyma alır. Kasap, tartmadan uzatır Ulveto Abla’ya. Sağ elini olmayan memesinin hemen üstüne koyup, öne doğru çok küçük miktar, fazla değil gururu zedeler, eğilerek gözlerini kapatır ve dönüp çıkar kasaptan. Ulveto Abla, böyle öder parasını. Kimse de sormaz ne zaman ödenecek bunca borç. Ne borcu lan sikkolar?
Kıyıda köşede, bir sütun dibinde insan kesişi vardır Ulveto Abla’nın kimse bugüne kadar böyle ince, böyle kıyımlı, çift makaradan sinirsiz köftelik hâle gelmemiştir. Mahalleye girenin de çıkanın da hesabını tutmak bir görevden ziyade bir zorunluluktur ablamız için, kimin köpeğine kimin kış diyeceğini de o söyler, aynasız evlerin arasından dolana dolana yürüyen kamberli birkaç delikanlı görmeye görsün, tutar Ulveto Abla’yı bir kaşıntı, nereye sürse tırnaklarını oraya taşır bütün kaşıntısını. Yezidlerin dölü, pek bir biçimli oturur ağzına, sonra analarını bacılarını görür düşünde yatağına yatar yatmaz Ulveto Abla, Kim kime veriyorsa açık etsin lan orospu çocukları, yoksa nasıl anlayacağız kimin sevdası daha memnun ve namuslu bu ülke memleketinde?
Ulveto Abla’nın hikâyesini kimse bilmez, ama herkes bir şeyler söyler. Abla bunlara kulak asmaz, soranlara layık olmayacakları yanıtlar verir. Kendisinin bir cumartesi günü hiç kimsenin gelmediği bir semtten gelen bir trenin yük vagonunda doğduğunu ve o günden beri de mizacının bu yüzden biraz gel-git olduğunu söyler. Abla bunları söylerken gözünün tekini kısarak sanki büyük bir sayıyı yine büyük bir sayıya bölüyormuş gibi bir kısar, değme annelerin göz nuru kızlarına benzer bir an. Sadece bir an, İşim sizi eğlendirmek mi lan hoşaflar, diyip hiçbir yere gitmeyen bir yola büyük şehir hevesleriyle bir düşer ki, mahallenin azmış delikanlıları rüyalarında Abla’yı görüp, Tövbe tövbe siktirtmeyin kendinizi bana şimdi. Ah Ulveto Abla, ne güzel kadınımızdın sen bilip bilmeden.
Sonra bir gün kimsenin haberi olmadan gider Ulveto Abla, her yerlerden. Nasıl diye sorarlar, kim gördüyse Allah’ın adını verip anlatsın. Gittiği yere daha önce kimsenin gitmediğini söyler bekçi, bir gece vakti öttürdüğü düdüğün nefesine binip uçmuş, Sizi mi dinleyecem lan dangozlar, diye diye bir nefrete vermiş kendini. Sabah görenlerin söylediğine göre sokağın en ucunda sağa sola döne döne ilerleyen bir hortum, yaprakları tutup tutup düştükleri ağaçlara yapıştırmış. Çocukların söylediklerine inanmak gerektiğine karar verilmiş ve tüm mahalle maçları o dakikadan sonra Ulveto Abla’nın anısına bir dakikalık saygı duruşuyla başlamış. Forvetler kale diplerine gidip golleri ata ata ağlamışlar, kaleciler yedikleri her golü Abla’nın anısına yemişler ve mahalleden kaçıp kendilerine özgür bir hayat kurmaya çalışan nazlı kızların rüyalarında Abla’nın sözleri yankılanmış: Nereye lan paçozlar? Nereye?
Ah be abi!